Etiket arşivi: Hikmet Gedikli

Mutsuz Hanımın Mutluluk Dileği

Değerli okurlarım,

Bu yazıma Hermann Hesse’in çok beğendiğim ‘Mutluluk‘ şiiriyle başlayacağım, ardından ‘Mutsuz Hanımın Mutluluk Dileği’ başlıklı bir hikâyeyle bu haftaki mutluluk yazıma  bir virgül koyacağım.

Mutluluğu aradığın sürece,
Mutlu olacak kadar olgun değilsindir,
Ve ulaşacak kadar her istediğine.
Kayıplara yakındığın sürece
Ve hedeflerin varsa durmadan yöneldiğin,
Bilemezsin huzur nedir diye.
Vazgeçersen şayet her arzudan,
Ne hedef, ne de istek tanıyıp
Mutluluğu artık adıyla anmıyorsan,
O zaman olup bitenlerin akışına
Dayanamaz yüreğin ve ruhun erişir huzura.

“Küçük, eski bir köy evinde yalnız ve mutsuz yaşayan genç bir hanım, yine mutsuz olduğu günlerden birinde rüyasında Alaaddin’in sihirli lambasını bulur. O an şaşkına döner, sevinçle lambayı okşar ve masaldaki sahnenin benzeri vuku bulur. Kocaman lamba cini belirir: “Bir süredir izliyorum seni.alaaddin-cin Sürekli mutsuzsun. Seni mutlu edecek üç dilek dile benden,” der. Genç hanım heyecanla dileklerini sıralar: “Ölene dek sağlıklı, çok varlıklı bir yaşam sürmek istiyorum. Son olarak da sevgi ve saygı dolu bir yuva kurup çocuklarımın olmasını istiyorum.” Cin onun isteklerini yerine getirir ve kaybolur. Genç hanım eline geçirdiği kuru bir ağaç dalıyla kendini mutsuz ettiğine inandığı eski köy evinin camlarını, kapılarını yerle bir eder; evdeki eski eşyaları parçalar. Onu mutsuz eden geçmişinden ve yoksulluğundan adeta öç alır. Sonra dileğindeki, her zaman hayalini kurduğu saray gibi eve gidip, yerleşir. Yanında onu çok seven eşi, etrafında koşuşturan çocuklarıyla sarayçok mutlu olur. Her şey çok güzel, tam da istediği gibi gider. Bir eli yağda, bir eli balda; yediği önünde, yemediği arkasındadır. Yıllar geçtikçe çocukları ve eşi dışındaki hiç kimseyle ilgilenmez. Geçmişte yaşadığı çevresinden, arkadaşlarından giderek uzaklaşır.  Bir gün, eski bir arkadaşıyla karşılaşır. Görüşmedikleri zaman içerisinde arkadaşının ailesini kaybettiğini, bu sürede kendini toparlayamadığını, işinden ayrılmak zorunda kaldığını, giderek yalnızlaştığını öğrenir. Genç hanım, arkadaşını böyle perişan görmekten üzüntü duyar; kötü günlerinde ona destek olamadığını fark ederek kahrolur, fakat zamanı geri döndüremez…
Gel zaman, git zaman şehrin gürültüsünden bunalır. Dilekleri gerçekleşmeden önce yaşadığı köyün yamacındaki koyu yeşil ormanı özlediğini hisseder. Oradaki kuş cıvıltıları kulaklarında çınlar. Hemen bir ziyaret planlar. Köye ulaştığında komşularının ve kendi evinin yok olduğunu görür; ne orman ne evler kamıştır geride… Dehşete düşer. Neler olduğunu sormak için tanıdık bir yüz arar. Uzun saatler sonra komşulardan birini bulur. Genç hanım, ayrıldığı gün köyde büyük bir yangın çıktığını, köy halkının çoğunun yaralandığını, bir kısmının ahırlardaki hayvanları kurtarmaya çalışırken hayatlarını kaybettiğini öğrenir, kulaklarına inanamaz. Yangının nasıl çıktığını sorar komşusuna. Aldığı cevapla yıkılır. İtfaiyenin köylülere verdiği bilgiye göre; o, köyü terk ettiği gece yerle yeksan ettiği eski evde elektrik kontağından yangın çıkar. Ev boş olduğu için yangın hızla büyür ve civar evleri sarar. Böylece köy yangınla kül olur. O ana kadarki tüm yaşamı film şeridi gibi geçer gözünün önünden. Geçmişine ihanet ettiğini hisseder. Tüm geçmiş mutsuzluklarından, olumsuz düşüncelerinden, dostlarına duyarsızlığından pişmanlık duyar. Bencilliğinden utanır. Umarsızca “Ne yaptım ben?” diye haykırarak uyanır. Yataktan kalkar, koşarak kapının önüne çıkar. Evinde ve köyünde her şey yerli yerindedir. Seher yeli hafif hafif esmektedir. Köyün horozları günün aydınlandığının haberini verir. Güneş, yemyeşil yamacın üzerinden süzülmektedir. Genç hanım gördüklerinin rüyadan ibaret olduğuna sevinir.

eski-koy-eviBahçesine çıkıp, eski plastik bidonlara diktiği gülleri sularken sahip olduğu çiçeklerin, eski köy evinin, komşularının, köpeklerinin, kuzularının, yemyeşil ormanlarının varlığına minnet duyar. Sahip olduklarıyla ne kadar zengin olduğunu hisseder. Gördüğü rüya ona bir ders olur, yaşama bakışını değiştirir. Sahip olmadıklarına hayıflanmayı değil, o an sahip olduklarına minnettar olmayı seçer.”

Yukarıdaki kısa ve basit hikâye bir gündüz düşüydü. Dileklerimi gözden geçirmemde bana yardımcı oldu. Bu düşten sonra; gül ağacındaki dikenlerin varlığını bilip ve fakat dikenlerin arasındaki gülün mucizevî güzelliğinin keyfini sürebilmeyi diledim.

Yaşamın değerini ve güzelliğini, elimizdekileri kaybetmeden fark edebileceğimiz bilinç seviyesine ulaşabilmeyi diliyorum.

Mutluluk köşemizde yayınlanmasını istediğiniz tüm postalarınızı info@kitapsefasi.com adresine gönderebilirsiniz.

Sevgiyle ve mutlulukla kalın…
Hikmet Gedikli
www.hikmetgedikli.com
www.kitapsefasi.com
@hikmetgedikli

Mutluluk Virüsünü Yayalım

gulen-surat-300x225Hepimiz yaşamımız boyunca mutlu olmak isteriz. Mutlu olmak için çalışırız, ilişkiler kurarız. Kimimiz mutluluğu bulmak adına dünyayı gezeriz; bazılarımız leziz yemekler yapar, yemek yer ve daha birçok aktiviteyi mutlu olmak için yaparız. İnsanın varoluşundan günümüze kadar mutluluk üzerine kitaplar yazıldı, çizildi. Sanatçıların gözünden mutluluk resmedildi, heykeller dikildi. Peki mutluluk nedir? Mutluluğun genel bir tanımı var mıdır? Yoksa mutluluk bireysel bir olgu mudur? Tüm yaşamımızda kesintisiz mutlu olabilir miyiz? Yoksa zaman zaman mutsuzlukla baş başa kalıp onun soğukluğuyla yüzleşmek durumunda mıyız?

Mutluluğun sözlük anlamına baktığımızda; “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik.” açıklaması karşımıza çıkıyor. Sözlükteki tanıma göre bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli ulaşmak mümkün müdür? Ya çok fazla şeye özlem duyuyorsak, ya hasretini çektiklerimizin tamamına ulaşamazsak? O zaman mutsuz mu yaşayacağız? Acaba mutlu olmanın bir formülü var mıdır?mutluluk

Dünyaca ünlü liderler, bilim insanları, sanatçılar mutluluğu kendilerince yorumlayıp tanımlamışlar. Bu tanımlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Mahatma Gandhi mutluluğu; “Ne düşündüğün, ne söylediğin ve ne yaptığının bir harmonisidir” şeklinde açıklıyor.

Aristo’ya göre; “Yaşamın anlamı ve amacı; insan mevcudiyetinin tüm hedefi ve sonu mutluluktur.”

Amerikalı yazar Denis Waitley’e göre mutluluk; “Her dakika aşk, lütuf ve minnet duygusu ile yaşamanın spiritüel tecrübesidir.”

Descartes’in mutluluk tanımı; “Tam bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğudur.”

Eflatun; “Mutluluk, her zaman yücelikleri düşünmektir.”

Hz. Mevlana’ya göre; “Mutluluk, gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil. Yolun sonunda olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu. Mutlu olmanın zamanı ise bugündür, yarın değil.”

Fransız yazar ve filozof Albert Camus; “Mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılan zaferlerin en büyüğüdür.”

Hz. Musa: “Mutluluk; insanın benliğini Firavunvari tutkulardan ve hırslardan kurtarmasıdır.”

Hz. İsa: “Mutluluk; geçmişi unutmak, içinde bulunulan anı hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.”

Hz. Muhammed: “Mutluluk; hayatı olduğu gibi anlamak ve kabul etmek, zorluklarına katlanarak bunları aşmak için çalışmaktır.” şeklinde tanımlamış.

Düşünürlerin, yazarların, peygamberlerin yukarıdaki mutluluk tanımlarından yola çıktığımızda acaba günümüz koşullarında mutluluk kodlarımız gerçekten böyle mi? Yoksa birey olarak geliştirdiğimiz farklı mutluluk kodları var mı?

mutlu-filHız ve teknoloji çağında Hz. Mevlana’nın dediği gibi mutluluğu yarına ertelemeden tam da bugün yaşamayı başarabiliyor muyuz? Bugün mutlu olmak için neler yapıyoruz?

Hz. Musa’nın belirttiği gibi Firavunvari tutkulardan ve hırslardan kendimizi kurtarıp mutlu olabiliyor muyuz? Yoksa anlık tutkularımızın ya da hırslarımızın girdabına kapılıp bulanık suların dibinde mutluluğu bulamadan, sadece arayışla mı tüketiyoruz ömrümüzü?

Hz. Muhammed’in işaret ettiği gibi tüm başımıza gelenleri kabul edip bağrımıza basabiliyor muyuz? Zorluklarla karşılaştığımızda üstesinden gelmek için çaba sarf ediyor muyuz? Yoksa kendimize ders çıkartmak yerine yaşadıklarımıza lanetler yağdırıp, mutsuzluğu mu, yaşama öfkeyle diş bilemeyi mi tercih ediyoruz?

Mutluluğun aslında bir ruhsal halden, duygu durumundan ibaret olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte bu ruhsal hali yaşama karşı bakış açımız doğrultusunda şekillendiriyoruz. Mutsuz ruh halinden mutlu ruh haline bakış açımızı değiştirdiğimiz anda geçebiliriz.

Gelin birlikte MUTLULUK köşemizde kesintisiz, sürekli mutluluğu hissedemutlu-couplebilmek adına paylaşımda bulunalım.

Her insan mutluluğu hak ediyor; yeter ki mutlu olmak isteyelim, inanalım ve çaba gösterelim.

Kesintisiz mutluluk hakkındaki hikâyelerinizi, denemelerinizi, şiirlerinizi, kitap incelemelerinizi ve varsa daha farklı yazılarınızı, fotoğraflarınızı, resimlerinizi bizimle paylaşın; biz de yayınlayalım.

İnsanların birbirine bulaştıracağı en güzel virüsün mutluluk olduğunu hissediyorum; yazdıkça, okudukça, paylaştıkça mutluluğumuzun çoğalacağına yürekten inanıyorum.

kitapsefasi.com sitesinde ‘Mutluluk’ köşemde yayınlanmasını istediğiniz tüm postalarınızı info@kitapsefasi.com adresine gönderebilirsiniz.

Sevgiyle ve mutlulukla kalın.

Hikmet Gedikli

Rengârenk, Elastik Hayaller

2011-12-17 18.15.34Oyun hamuru misali rengârenkti hayalleri

Kimi kırmızı, kimi mavi, kimi sarı…

Sonra sayısız insanlar çıkageldi,

Renklerin cazibesine kapılıp,

Onun hayallerini çaldılar,

Pervasızca kendi avuçlarına alıp, yuvarladılar,

Parmak uçlarıyla çekiştirip,

Umarsızca kendi düşlerini renklendirmeye koyuldular.

Rengârenk, elastik, her biri birbirinden fantastik,

Çekiştirdikçe uzayan, birbirine karıştıkça renklenen hülyalar…

Lakin, bilmiyorlar ki onun da bir dayanma gücü var.

Mücadele etti, geri aldı avuçlarının arasına,

Katılaşmış, renkleri karışmıştı elden ele dolaşmaktan

Uğraştı saatlerce,

Yeniden yumuşayıp şekillensin diye…

Gözyaşlarıyla yumuşattığı an, hayalleri biteviye.

Neden sonra aldı parmak uçlarına hayallerini,

Sıraladı renkleri gönlünce,

Şekil verdi dilediğince.

Sağa evirdi, sola çevirdi,

İşledi düşlerini ince ince.

Huzura erdi işte o an,

Böylece uyandı kış uykusundan,

Yedi cihan.

 

Ti Amo Ada

hikmet2

Bir yılı aşkın sürede klavyemin tuşlarından kağıda dökülen Ti Amo Ada’nın baskı provasını görmek; bir çocuğun okula başladığı ilk günkü heyecanı , bir genç kızın ilk flörtüyle  buluşması ya da bir annenin bebeğini kucağına aldığı ilk an gibi son derece heyecan vericiydi. Tarifi olmayan bir duygu yoğunluğuydu